NUMARALI
HADİS-İ ŞERİF:
223 -(487) حدثنا
أبو بكر بن
أبي شيبة.
حدثنا محمد بن
بشر العبدي.
حدثنا سعيد بن
عروبة، عن
قتادة، عن مطرف
بن عبدالله بن
الشخير؛ أن
عائشة نبأته؛ أن
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم كان يقول
في ركوعه
وسجوده "سبوح
قدوس. رب
الملائكة
والروح".
[ش
(سبوح قدوس)
بضم والقاف،
وبفتحهما.
والضم أفصح.
قال ثعلب: كل
اسم على فعول
فهو مفتوح
الأول، إلا
السبوح
والقدوس، فإن
الضم فيهما
أكثر. والمراد
بالسبوح
القدوس،
المسبح المقدس.
فكأنه قال:
مسبح مقدس رب
الملائكة والروح.
ومعنى سبوح
المبرأ من
النقائص
والشريك وكل
مالا يليق
بالإلهية.
وقدوس المطهر
من كل ما يليق
بالخالق].
{223}
Bize Ebu Bekir b. Eb!
Şeybe rivayet etti. (Dediki) :Bize Muhammed b. Bişr El-Abdî rivayet etti.
(Dediki): Bize Saîd b. Ebt Arube Katâde'den, o da Mutarrif b. Abdillâh b.
Şıhhîr'dan, naklen rivayet etti. Mutarrife de Aişe haber vermiş ki, Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) rüku' ve sücudunda:
«Münezzehsin!
Mukaddessin! Meleklerle ruhun Rabbisinl (Allah'ım dermiş.
224 - (487) حدثنا
محمد بن
المثنى. حدثنا
أبو داود.
حدثنا شعبة.
أخبرني قتادة.
قال: سمعت
مطرف بن
عبدالله بن
الشخير؛ قال
أبو داود:
وحدثني هشام
عن قتادة، عن مطرف،
عن عائشة، عن
النبي صلى
الله عليه
وسلم، بهذا
الحديث.
{224}
Bize Muhammed b.
EI-Müsennâ rivayet etti. (Dediki Bize Ebu Dâvud rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be
rivayet etti. (Dediki): Bana Katâde haber verdi. Dediki: Mutarrif b. Abdillâh
b. Şıhîr'den dinledim.
Ebu Dâvud: «Bana da
Hişâm, Katâdeden, o da Mutarrif den, o da Aişe'den, o da Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hdlsi rivayet etti.» demiş.
Bu rivayetler Nebi
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in rüku ve sücudda okuduğu tesbih ve duaları
göstermektedirler.
İzah:
Hz. Aişe hadîsini
Buhâri «Kitâbu'I-Ezân-, --Megazî, «Salât» ve -Tefsîr- de, Ebu Dâvud, Nesaî ve
İbni Mâce dahi «Salât» da tahrîc etmişlerdiı Bu bâbda daha başka rivayetler de
vardır.
Kulun Allah Teâlâ'ya
yakınlığından murad, onun rahmetine yakın olmasıdır. Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in duaya teşvik buyurması da bundandır. Fahri Kâinat
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin hiç bir günâhı olmadığı halde bütün
günahlarının azını çoğunu, evvelini âhirini, aşikârını ve sırrını tasrih
buyurmak suretiyle affını istemesi onun kemâli ubudiyetinden ve dâima Allah
Teâlâ'ya muhtaç olduğunu îtiraf kabilindendir. Nitekim:
«Sana karşı senayı
brtiremem, sen kendini nasıl sena ettinse öytecesin» buyurması da onun
tarafından bir i'tirafı aczdir. Yâni: «Yârabbi ben sana ne kadar sena etsem
lâyık olduğun senayı yapmaya kudretim yetmez,» diyerek senanın adet ve
mikdârını tâyine gücü yetmiyeceğini itiraf ile tafsilâtını ilmi her şeyi muhit
olan Allâhu zülcelâle havale etmiştir. Zira Teâlâ hazretlerinin sıfatlarına
nihayet olmadığı gibi, ona yapılacak senanın da sonu yoktur. Çünkü sena
Allah'ın sıfatlarına tâbidir. Kul hamdü sena hususunda ne kadar takat
sarfederek mübalâğa gösterse de Allah'ın azamet ve şanı,, sıfatları, fadlü
ihsanı onun senasından yine daha vâsi ve çoktur. İmam Mâlik'e göre; bunun
manâsı: Yâ Rabb ben ne kadar çalışsam yine senin nimetlerini ve ihsanlarını
sayıp bitiremem; demektir.
Tesbihin mânâsı: Allah
Teâlâ'yı her türlü noksanlıklardan tenzih demek olduğunu görmüştük.
«Seni hamdine bürünerek
fesbîh eylerim» cümlesinin mânâsı: Yârab seni kendi gücüm ve kudretimle değil,
ancak bana ihsan buyurduğun hidâyet ve fazlınla tenzih ederim; demektir.
Selef-i Sâlihînden
bâzıları: «Senden mağfiret diler, sana tevbe ederim» gibi sözlerin caiz
olmadığını, çünkü bunları söyliyen kulun icaplarını yapamıyarak yalancı çıkmak
ihtimâli karşısında bulunduğunu, binâenaleyh kulun: «Yârabbi beni affet;
tevbemi kabul buyur!» demesi îcâbettiğini söylemişlerse de hadîsin bütün
rivayetleri bunların aleyhine delîl olup «Senden mağfiret diler; sana tevbe
ederim» demenin caiz hattâ müstehab olduğunu göstermektedir.
«Senden sana sığınırım»
cümlesinin mânâsı hakkında Hattâbî şunları söylemiştir: «Bu sözde lâtif bir
mânâ vardır, şöyle ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah Teâlâ'mn
gadabından yine onun rızâsına, azabından afvü keremine sığınmıştır. Rızâ ile
gazap ve keza azapla af birbirine tekabül eden zıt kelimelerdir. Mesele zıddı
olmıyan Allah Teâlâ'ya varınca aynı mukabeleyi şeklen devam ettirerek Allah'dan
Allah'a sığınmıştır. Bunun mânâsı ona karşı yaptığı ibâdet ve senalarda vâkî
olan kusurlarından dolayı Allah'dan af dilemektir.
Subbuh ve Kuddus
kelimeleri Sebbuh ve kaddus şeklinde de okunabilirse de birinci şekilde
okunuşları daha fasîh ve bu şekilde rivayetleri daha çoktur. Ulemâdan
bâzılarına göre bunlar Allah'ın birer sıfatıdır. Bir takımları Allah'ın ismi
olduklarını söylemişlerdir. Subbuhun mânâsı: her türlü noksanlıklardan ve Allah
Teâlâ'ya lâyık olmayan şeylerle şerik ve nazîrden münezzeh demektir. Kuddus
dahî: Allah'a lâyık olmayan her şeyden temizlenmiş mânasına gelir. Bâzılarına
göre Kuddus mübarek demektir.
Ruhtan murâd:
bâzılarına göre büyük bir melektir. Bir takımları bundan muradın Cibril (A.S.)
olmasını muhtemel görmüşlerdir. «Ruh: Meleklerin de göremedikleri bir takım
mahlukattır.» diyenler de olmuştur.
Âişe (R.A.) «Annem babam
sana feda olsun! Ben ne hal peşindeyim, sen ne hâldesin.» demekle «Ben
kıskançlık peşindeyim; sen ise dünya umurunu arkaya atmış; Allah Teâlâ'ya
yönelmiş bir hâldesin.» demek istemiştir.
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in ümmeti hakkında göreceği alâmetten muradı,
Sultânu'l-müfessirîn İbni Abbâs hazretlerine göre ecelinin yaklaşmasıdır. Hattâ
Hz. Ömer (R.A.) «Nasr» suresinin son âyetlerini tefsir etmesini istediği zaman,
bunların Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in eceli yaklaştığına işaret
ettiklerini söylemişti.